İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fark Edilmek

Japonya’da kodokushi sözcüğü, kişinin yalnız ölmesi ve ölümünün bir süre sonra fark edilmesi durumunu anlatıyor.

2025 yılında Japonya’da evinde yalnız ölen 76.941 kişi kayda geçti. Bunların 22.222’sinin ölümü sekiz gün veya daha sonra, 7.148’inin ise bir aydan daha uzun süre sonra fark edildi. Bu kişilerin 58.919’u 65 yaş ve üzerindeydi.

Bu sayılar tek başına nedenleri açıklamaz. Fakat bir durumu belgelemektedir:

Bazı insanların yokluğu, uzun süre fark edilmiyor.

Buradan daha büyük bir hükme sıçramak doğru olmaz. Fakat belgenin açtığı soru önemlidir:

Bir insanın yokluğu ne zaman fark edilir?

İnsan yalnızca kendi başına yaşayan bir varlık değildir. Yaşar, üretir, ilişki kurar, etkiler ve etkilenir. Varlığı, başka insanların hayatıyla kesişir. Bu kesişmeler insanın toplumsal varlığını oluşturur.

Bu nedenle bir insanın ölümünün geç fark edilmesi, yalnızca ölüm anına ilişkin bir durum değildir. Ölümden önceki hayatın nasıl yaşandığına ilişkin bir soru da doğurur.

Bugün insanları birbirine bağlayan araçların sayısı hiç olmadığı kadar fazla. Telefonlarda yüzlerce isim, sosyal ağlarda binlerce bağlantı bulunabiliyor. İnsan çok sayıda kişi tarafından görülebiliyor.

Fakat görülmek ile fark edilmek aynı şey değildir.

Görülmek, bir görüntünün algılanmasıdır.

Fark edilmek ise bir insanın varlığının başkasının hayatında karşılık bulmasıdır.

Birinin birkaç gündür aramadığını fark etmek, yalnızca iletişim kurabilmekle açıklanamaz. Onu tanımayı, hatırlamayı, hayatındaki değişikliği görebilmeyi gerektirir.

Burada ilişki başlar.

İlişki, bağlantı sayısından farklıdır. Zaman ister, dikkat ister, karşılıklılık ister. Bazen sorumluluk almayı, bazen beklemeyi, bazen de bir başkası için kendi rahatlığından vazgeçmeyi gerektirir.

İnsanlaşma alanı da bu ilişkilerin içinde oluşur.

Çünkü insanı yalnızca bir birey olarak değil, başkalarıyla birlikte yaşayan somut bir insan olarak ele aldığımızda, onun varlığının başkalarının hayatındaki karşılığını da görmeye başlarız.

Bu nedenle mesele yalnızca yalnız ölmek değildir.

Belki daha önce başlayan bir süreç vardır:

İlişkilerin azalması.

Gündelik temasların seyrelmesi.

Bir insanın yokluğunun giderek daha az fark edilmesi.

Burada belge yine hüküm vermez.

Bize yalnızca bir iz bırakır.

Bu izden hareketle sorabiliriz:

İnsan ne zaman yalnızlaşmaya başlar?

Belki de asıl mesele, bir insanın ölümünden sonra ne zaman bulunduğu değil; yaşarken varlığının ne zaman başkalarının hayatından çekilmeye başladığıdır.

İnsanlaşma, birbirimizi yalnızca görmekle gerçekleşmez.

Birbirimizin varlığını hesaba katmakla başlar.

Bir insanın sesini, sessizliğini, gelişini, gelmeyişini fark edebilmekle.

Bazen bir soru sormakla.

Bazen bir kapıyı çalmakla.

Bazen yalnızca “Neredesin?” diyebilmekle.

Çünkü insanın toplumsal varlığı, sahip olduğu bağlantıların sayısıyla değil, kurduğu gerçek ilişkilerin içinde bıraktığı izlerle anlaşılır.

Belki bu yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru daha basittir:

Kaç kişi bizi görüyor değil; yokluğumuzu kim fark eder?

Yazar

Kunduz
Kunduz
kunduz is. zool. Kemirgenlerden, su kıyılarında yaşayan,
ev gibi kat kat güzel yuvalar ve su setleri kuran, becerikli,
derisi değerli bir hayvan (castor). T.D.K. 1959

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.