Bir eğitim kurumunun yerini değiştirmek, ilk bakışta basit bir mekân değişikliği gibi görünebilir.
Yeni bir bina vardır.
Yeni derslikler vardır.
Yeni bir yerleşke vardır.
Masada bakıldığında metrekareler karşılaştırılır, oda sayıları hesaplanır, derslik kapasitesi değerlendirilir ve fiziksel olarak yeterli bir alan bulunduğunda sorun çözülmüş gibi düşünülebilir.
Ancak bütün eğitimler aynı biçimde yapılmaz.
Özellikle uygulamalı sanat eğitimi söz konusu olduğunda mekân, eğitimin gerçekleştiği pasif bir kabuk değildir.
Mekân, eğitimin kendisinin bir parçasıdır.
Marmara Üniversitesi’nin Resim-İş Öğretmenliği programına ilişkin kendi resmî tanımı bunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Program; resim, özgün baskı, grafik, fotoğraf, seramik, heykel, tekstil, endüstri ürünleri tasarımı, desen, temel tasarım, perspektif ve yazı gibi farklı alanlara ait atölyelerle; seramik pişirme fırını, sergi salonları, Doğa Atölyesi ve diğer özel çalışma olanaklarıyla birlikte tanımlanmaktadır. Eğitim de teorik ve uygulamalı olarak yürütülmektedir.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü burada söz konusu olan yalnızca çok sayıda odanın bulunduğu bir eğitim binası değildir.
Farklı sanat disiplinlerinin aynı mekânsal bütünlük içerisinde çalışabildiği bir eğitim ekosistemidir.
Yaklaşık altmış yıl boyunca Göztepe’de oluşan deneyim de yalnızca binanın fiziksel varlığından ibaret değildir. Atölyelerin birbirleriyle ilişkisi, öğrencilerin farklı üretim alanlarına geçebilmesi, malzemelerin kullanımı, çalışmaların kurutulması ve saklanması, sergilenmesi, öğretim elemanlarıyla öğrencilerin aynı üretim kültürü içinde bulunması ve mekânın çevresiyle kurduğu ilişki zaman içinde bir çalışma biçimine dönüşür.
Bu çalışma biçimi bir ders programına bütünüyle yazılamaz.
Bir başka binaya taşındığında da yalnızca mobilyalar ve makineler taşınmış olmaz.
Bir eğitim pratiğinin koşulları yeniden kurulmak zorunda kalır.
Mesele Metrekare Değildir
Bir sanat atölyesini sıradan bir derslikten ayıran şey, yalnızca büyüklüğü değildir.
Işığın niteliği önemlidir.
Atölyenin yüksekliği önemlidir.
Büyük ölçekli üretime izin veren hacim önemlidir.
Malzeme depolama ve çalışma düzeni önemlidir.
Su, elektrik, havalandırma ve diğer teknik altyapının üretim biçimine uygunluğu önemlidir.
Seramik, heykel, özgün baskı, grafik, tekstil veya fotoğraf gibi birbirinden farklı üretim süreçlerinin gerektirdiği özel koşullar önemlidir.
Çalışmaların sergilenebilmesi önemlidir.
Öğrencinin bir atölyeden diğerine geçebilmesi, farklı disiplinlerle karşılaşabilmesi ve üretimini çeşitlendirebilmesi önemlidir.
Bunların her biri tek başına küçük ayrıntılar gibi görülebilir.
Fakat sanat eğitimi tam da bu ayrıntıların birlikte oluşturduğu ortamda gerçekleşir.
Marmara Üniversitesi’nin bugün bile program olanaklarını bu kadar ayrıntılı biçimde atölye atölye tanımlıyor olması, bunun rastlantısal olmadığını göstermektedir.
Yeni Bir Bina Gerçekten Aynı Eğitimi Verebilir mi?
Burada taşınmaya kategorik olarak karşı çıkmak gerekmiyor.
Asıl soru daha ciddi:
Yeni mekân, mevcut eğitim ortamının bütün niteliklerini gerçekten karşılayabilecek mi?
Bu sorunun cevabı yalnızca “yeterli derslik var” denilerek verilemez.
Çünkü uygulamalı sanat eğitiminde fiziksel kapasite ile eğitim kapasitesi aynı şey değildir.
Örneğin daha fazla metrekareye sahip bir yapı, daha iyi bir sanat eğitimi ortamı anlamına gelmeyebilir.
Daha yeni bir bina, daha uygun bir atölye anlamına gelmeyebilir.
Daha modern görünen bir kampüs, daha nitelikli bir sanat eğitimi ortamı anlamına gelmeyebilir.
Bir yapının yeni olması ile eğitime uygun olması birbirinden farklı meselelerdir.
Bu nedenle karşılaştırılması gereken yalnızca eski bina ile yeni binanın fiziksel özellikleri değildir.
Karşılaştırılması gereken iki eğitim ortamıdır.
Bir Atölye Yalnızca İçindeki Eşyadan Oluşmaz
Bir sanat atölyesini başka bir binaya taşırken makineler, masalar, dolaplar ve malzemeler taşınabilir.
Ama her şey taşınamaz.
Bir öğrencinin yıllar boyunca aynı atölyede geliştirdiği çalışma alışkanlığı taşınamaz.
Öğretim elemanlarının mekânla kurduğu pedagojik ilişki bir kamyonla taşınamaz.
Atölyelerin birbirleriyle oluşturduğu doğal ilişki bir plan üzerinde yeniden çizilerek aynı biçimde üretilemez.
Bir mekânın ışığı, sesi, yüksekliği, açıklığı, çevresi ve günlük kullanım ritmi başka bir yapıda birebir tekrarlanamaz.
Daha da önemlisi, yıllar içinde oluşmuş mekânsal hafıza taşınamaz.
Bu nedenle bir eğitim ortamının değişmesi, yalnızca adres değişikliği olarak görülmemelidir.
Göztepe’nin Farkı Tam da Buradadır
Göztepe’deki Resim-İş yapısı, yaklaşık altmış yıldır uygulamalı sanat eğitiminin içinde yaşayan bir yapıdır.
Bugün bile bu mekânda farklı ana sanat atölyelerinin üretimleriyle mezuniyet sergileri düzenlenmektedir. 2025–2026 eğitim yılı mezuniyet sergisi; resim, heykel, seramik, endüstriyel tasarım, özgün baskı, grafik, geleneksel el sanatları, fotoğraf ve tekstil alanlarındaki öğrenci çalışmalarını aynı eğitim ortamının üretimleri olarak bir araya getirmiştir.
Bu durum bize önemli bir şey söylüyor:
Bina geçmişte kalmış bir anı değildir. Hâlâ eğitim üreten canlı bir mekândır.
Dolayısıyla korunması gereken yalnızca tarihsel bir yapı değildir.
Bugün de işlevini sürdüren bir eğitim ortamıdır.
O Halde Doğru Soru Nedir?
Doğru soru:
“Eski binadan çıkılacak mı?”
değildir.
Doğru soru:
“Uygulamalı sanat eğitiminin mevcut niteliği yeni ortamda gerçekten korunabilecek mi?”
olmalıdır.
Eğer cevap evetse, bunun açık ve karşılaştırılabilir biçimde ortaya konulması gerekir.
Hangi atölyeler olacaktır?
Hangi üretim alanları korunacaktır?
Doğal ışık koşulları nasıl sağlanacaktır?
Farklı sanat disiplinlerinin birlikte çalışması nasıl sürdürülecektir?
Malzeme, depolama, kurutma, sergileme ve teknik altyapı nasıl çözülecektir?
Öğrencilerin üretim süreçlerini destekleyen mekânsal ilişkiler nasıl kurulacaktır?
Doğa ile ilişki nasıl sürdürülecektir?
Bütün bunlar yalnızca mimari bir proje meselesi değildir.
Sanat eğitiminin niteliği meselesidir.
Mevcut Yapının Sorunları Varsa…
Mevcut yapının teknik sorunları olabilir.
Çatı bakım gerektirebilir.
Su yalıtımı yenilenebilir.
Elektrik tesisatı güncellenebilir.
Duvarlarda oluşan nem ve benzeri sorunlar giderilebilir.
Bunların varlığı inkâr edilmemelidir.
Fakat bir kamu yapısında teknik sorun bulunması ile o yapının eğitim işlevini sürdüremeyeceği sonucuna doğrudan ulaşmak arasında önemli bir değerlendirme aşaması vardır.
Önce sorunların niteliği belirlenir.
Sonra giderilebilir olup olmadığı değerlendirilir.
Sonra maliyet ortaya konur.
Sonra alternatifler karşılaştırılır.
Ve ancak bundan sonra karar verilir.
Burada mesele, herhangi bir binayı ne pahasına olursa olsun korumak değildir.
Mesele, korunması mümkün bir eğitim ortamının yalnızca mevcut eksiklikleri nedeniyle kaybedilip kaybedilmediğinin bilimsel olarak ortaya konulmasıdır.
Kamu Kaynağı Açısından da Soru Aynıdır
Bir yapının onarılması da maliyetlidir.
Yeni bir yapıya geçmek de maliyetlidir.
Ancak kamu yararı açısından yalnızca ilk harcamanın miktarına bakılamaz.
Yeni mekânın dönüştürülmesi, atölyelerin yeniden kurulması, teknik altyapının taşınması, yeni sergileme ve depolama alanlarının oluşturulması ve mevcut eğitim düzeninin yeniden kurulması da bir maliyettir.
Üstelik mevcut yapının bazı eksiklikleri bakım ve yenilemeyle giderilebiliyorsa, bu seçeneğin de gerçek maliyetiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Sorulması gereken yalnızca “taşınmanın maliyeti nedir?” değil, “hangi seçenek eğitim niteliğini daha az kayıpla ve kamu kaynağını daha doğru kullanarak sürdürebilir?” sorusudur.
Bir Eğitim Hafızası Nerede Yaşar?
Kurumsal hafıza yalnızca belgelerde bulunmaz.
Arşivlerde bulunur.
Fotoğraflarda bulunur.
Mezunların anılarında bulunur.
Ama en güçlü biçimde yaşayan mekânlarda bulunur.
Bir öğretmenin öğrencilik yıllarında çalıştığı atölye, yıllar sonra başka bir öğrencinin üretim yaptığı atölyeyle birleştiğinde kurumun hafızası süreklilik kazanır.
Bu yüzden bir sanat eğitim yapısının kaybedilmesi, yalnızca bir binanın kaybedilmesi değildir.
Mekânla birlikte oluşmuş eğitim kültürünün de kopma ihtimalidir.
Sanat kurumlarının mekânlarını kaybetmesi, yalnızca kurumsal hafızayı değil, o kurumun bulunduğu çevreyle kurduğu yerel kültürel ilişkiyi de zayıflatabilir.
Çünkü bazı eğitim kurumları zaman içinde bulundukları yerle özdeşleşir.
Göztepe’deki Resim-İş ortamının değeri de yalnızca kendi duvarları içinde değildir. Yarım yüzyıllık üretim, öğrenci, öğretmen, sanatçı ve mezun ilişkileriyle bir kültürel çevre oluşturmuştur.
O Halde Talep Çok Basittir
Mevcut yapı ile önerilen yeni yapı, birer bina olarak değil, birer sanat eğitimi ortamı olarak karşılaştırılsın.
Bağımsız uzmanlar bu karşılaştırmayı yapsın.
Mevcut yapının teknik sorunları ve giderilme maliyetleri ortaya konulsun.
Yeni yapının gerçek anlamda hangi eğitim olanaklarını sağlayacağı açıkça gösterilsin.
Eğer yeni yapı gerçekten daha üstün bir sanat eğitimi ortamı sağlayacaksa, elbette bu seçenek tartışılabilir.
Ama mevcut eğitim ortamının sahip olduğu nitelikler yeni yapıda sağlanamayacaksa, sırf yeni bir mekân bulunduğu için mevcut yapıyı terk etmek eğitim açısından doğru bir tercih olmayacaktır.
Çünkü mesele eski ile yeni arasında bir tercih yapmak değildir.
Mesele, daha iyi eğitim ortamı ile daha kötü eğitim ortamı arasında seçim yapmamaktır.
Yeni olanın gerçekten daha iyi olması gerekir.
Son Söz
Yeni binalar yapılabilir.
Yeni kampüsler kurulabilir.
Atölyeler yeniden düzenlenebilir.
Ama yaklaşık altmış yılda oluşmuş bir sanat eğitimi ortamı, yalnızca eşyaları taşınarak yeniden kurulamaz.
Bugün Göztepe’de yapılması gereken şey geçmişe tutunmak değildir.
Geçmişte oluşmuş güçlü bir eğitim ortamının geleceğe nasıl taşınacağını düşünmektir.
Bu nedenle mesele:
“Bu bina eski mi, yeni mi?”
değildir.
Mesele:
“Bu mekân, sanat eğitimine ne sağlıyor ve yerine konulacak mekân bunun daha iyisini sağlayabilecek mi?”
sorusudur.
Bu soruya bilimsel, teknik, pedagojik ve kamusal bir cevap verilmeden alınacak her karar eksik kalacaktır.
Çünkü kaybedilecek olan yalnızca bir bina olmayabilir.
Bir eğitim ortamının niteliği kaybedildiğinde, onunla birlikte bir eğitim kültürünün sürekliliği de kaybedilebilir.


Fotoğraf ve çizim: Göztepe Yerleşkesi, Resim-İş cephesi, 1980
Fotoğraf: Göztepe Yerleşkesi, Atatürk Eğitim Fakültesi 1985
Atatürk Eğitim Enstitüsü için tasarlanan ve daha sonra dört yıllık Atatürk Yüksek Öğretmen Okulu olarak kullanılan yapının, eklentiler ve sonraki müdahalelerden önceki özgün görünümü.
1983’den itibaren kurumun Marmara Üniversitesi bünyesine katılmasıyla birlikte yerleşkenin fiziksel yapısı zaman içinde değişmiş; yeni yapılar, eklentiler ve farklı kullanımlar ortaya çıkmıştır. Böylece başlangıçta belirli bir eğitim anlayışı ve mekânsal bütünlük içinde tasarlanan geniş yerleşke, zamanla birbirinden bağımsız müdahalelerin etkisiyle bugünkü yoğun ve parçalı görünümüne ulaşmıştır.
Bugün tartışılan ise bu tarihsel yerleşkenin en özgün eğitim yapılarından birinin geleceğidir.
Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Göztepe’deki varlığı sona erdirilirken, yaklaşık altmış yıldır uygulamalı sanat eğitiminin mekânı olan Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nın da bu özgün yapıdan çıkarılması gündemdedir.
Böylece yalnızca bir bölümün yeri değişmeyecek; Göztepe’de eğitim tarihinin en özgün mekânsal tanıklarından biri de işlevinden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Yazar

-
kunduz is. zool. Kemirgenlerden, su kıyılarında yaşayan,
ev gibi kat kat güzel yuvalar ve su setleri kuran, becerikli,
derisi değerli bir hayvan (castor). T.D.K. 1959
Son Yazıları
Eğitim8 Ağustos 2026Bir Eğitim Ortamı Taşınırken Ne Kaybedilir?
Eğitim31 Temmuz 2026Bir Kamu Yapısı Nasıl Kaybedilir?
Eğitim28 Temmuz 2026Bir Atölye Nasıl Kaybedilir?
Eğitim27 Temmuz 2026Bir Bina Değil, Bir Eğitim Ekosistemi Taşınıyor








İlk yorum yapan siz olun